Ava Giden Avlanır Hikayesini Oku

Şuan, Ava Giden Avlanır Masalını okumaktasınız.


Masal okumak isteyenlere ve ilgisini çekenlere bir masalım var. Bazı gerçekleri, yeni kuşaklara yansıtmak isterim. Yarım yüzyılı geçen yaşamımda gördüklerimi, aile büyüklerimin öykülerini ve ninelerimin soğuk kış gecelerinde soba başlangıcında ısınırken, anlattıklarını yazıya dökmek istedim. Fazlaca eskilerden bugüne gelen ve güncelliğini korumuş olan bir masal oluştu: Yırtıcı Batının masalı…

Binlerce yıl ilkin, daha insanların birbirlerini idrak etmek ve düşüncelerine kıymet vermek yerine, silahlarıyla, sopalarıyla karşıtlarına saldırıp baskı uygulamaya çalışmış oldukları zamanlarda, geniş topraklar üstüne yayılmış bir ülke varmış. O zamanlar tüm ülkeleri krallar ve imparatorlar yönetirmiş. Bu ülke, krallıklara baş kaldırıp Dünyaya bağımsızlığını duyurmuş. Ülkede, o günler için garip sayılabilecek bir yönetim biçimi kurulmuş. Burada halk, aralarından birini başkan seçer, ülke yönetimini onun denetimine bırakırmış. Başkanı, krallardan ayıran en büyük özellik; Her mevzuda özgürce karar alma hakkı olmamasıymış. Bazı mühim karar için ülkenin ileri gelenleri bir araya gelip, tartışır ve oylayarak sonuca bağlarmış… Ülkede her şey düzenine uygun yürüyor görünürmüş. Bazı anlarda başkan, meydana getirecek iş bulamadığı için çevresine biriken kişilerle eğlence düzenler, keyif içinde yaşamını sürdürürmüş.

Ülkede yaşam durgun olduğundan (ya da Başkana bu şekilde yansıtıldığı için) Başkanın eğlence yaşamına dalması fazlaca doğalmış. Bu eğlencelerde başkanın hanımefendilere düşkünlüğü söylentisiyle ülke çalkalanırmış. Bilhassa ülkenin ileri gelenleri (ülkelerinin çıkarı için toplanıp karar alanlar), başka ülkelerin yönetimlerine karışacakları, ya da devletlerinde insanlık adına fena sayılacak davranışlara girecekleri vakit, bu tür söylentilerle kendi ülke halkının akılını bulandırır, yaptıkları hoş görüden uzak emek harcamaları gizlemeyi sürdürürmüş…

Ülkenin ileri gelenleri, başka ülkelere karışamadıklarında, boş kalıp sıkılmamak için, kendi ülkelerindeki insanları saç kesimine ve rengine bakılırsa sınıflara bölüp, bazı sınıfları yok etmeye emek harcamayı vazife edinmişler. O zamanların yaşam biçimini yansıtan bu davranışlar, kendileri, ya da başkaları için organik karşılanırmış. Neler yapmamışlar ki? Yönetimde görevli bazı insanoğlu, geceleri başlarına geçirdikleri külahlarla çevreye dehşet saçmış, evleri yakmış, insanları öldürmüşler. Sonrasında hiçbir şey olmamış şeklinde işlerini sürdürüp elit kişiliklerine bürünmüşler…

Bazıları dağlarda yaşayan kavimlere saldırıp, ateş suyu ve süs eşyalarıyla onları kandırmaya, topraklarını ellerinden almaya kalkışırmış. Sonrasında aç ve kuvvetsiz kavimlerin sudan nedenlerle kamplarını basıp, çadırlarını yakmışlar… Derileri kara diye topladıkları köleleri uzun seneler hayvan şeklinde kullanmışlar, kişiliklerini oluşturmalarına engel olmuşlar, karşı duranlarla savaşmışlar. Zevk için kara derili köleleri öldürmüşler… Irkçılık ve soy kıyımı mevzusunda ellerinden geleni yaparken, düşünebildikleri her tür insanlık dışı işkenceyi uygularken, başka ülkelerin yönetimlerine kendi düşüncelerine uygun insanları getirmek için uğraşmışlar. Kendi yaptıklarının “Moda” olmasını sağlamak istemişler. İnsanlık dışı davranışlarının başkaları tarafınca da onaylanmasına göz yumacak yöneticileri bulup ülkelerin başlarına geçirmişler…

O ülkelerin kaderini değiştirecek, ülke içinde binlerin, ya da on binlerin ölümüne niçin olacak kıyımlara göz yumarak, kendi düşüncelerini Dünyadaki yaşam biçimiyle özdeşleştirmişler… Her şeyi kendi düşüncelerine uymayanları düzene sokmak için yaptıklarını söyleyerek, yalnız kendilerini ve kendi yandaşlarını avutmuşlar. Bir de organik olarak eğlenceye meraklı başkanlarını… Sayısız insanı öldürmek ve soylarını kurutmak için tabanca kullanmışlar. Bunca insanoğlunun ölümüne yol açan silahlarını her koşulda iyileştirmişler. Daha süratli ve vurucu tabanca yapımı en büyük emelleri olmuş. Araştırmaların, yeniliklerin temeli hep silahlarını geliştirmeyi amaçlamış…

Çevrelerinde öldürülecek sınıflar kalmayınca, ya da kalanların öldürülmesinin anlamı olmayınca, silahlarını ne yapacaklarını bilememişler. Başkanlarının da bir çözüm üretecek durumu yokmuş… O eğlencenin mutluluğunu yaşıyormuş… Aralarından biri çıkmış:

– Başka ülkelerde kargaşalık çıkaralım. Silahlanmalarını sağlayalım. Elimizde kalan silahları onlara satalım. demiş. Toplananlar ,düşüncenin parlaklığını görüp konuşmacıyı ayakta alkışlamışlar. Sonrasında kolları sıvayıp ülkeleri birbirlerine düşürmüşler. Tabanca, bir ihtimal korunmak için gereklidir. Fakat silahı elinde tutan, onu kullanırken korkar. Vereceği zarardan korkar. Onu kullanmak istemez. Oysa satıcı, silahın kullanılmasını ister. Kullanılan tabanca bozulsun, yerine yenisi alınsın. Biri silahını kullanınca, öteki daha kuvvetli silahla kendisini savunsun. Daha kuvvetli tabanca almak istesin… Tabanca satıcıları, ülkelerdeki karışıklıklara acımasızlığı aşılamak için ne yapacaklarını düşünürken, bir sözcü:

– Irk ayrımı. Irk ayrımını körükleyelim. Siyah için Beyazı, Beyaz için din ayrıcalığını, dindar için toplumcu düşünceyi kötüleyelim. Kin, insanları acımasız yapar… demiş. Böylece ayrımcılık ülkelerin içine sızmış… Karşıt görüşlerin düşünceleri acımasızlaşınca, silahların tetikleri işlemiş… Ortadoğu’da “Kutsal Topraklar” uğruna senelerce savaşılmış. Kardeş şeklinde yaşayan etnik sınıflar birden Avrupalıların gözü önünde birbirlerini biçmişler. Ülkelerindeki düzeni korumak için komşu ülkeler savaştan çıkar ummuşlar. Akdeniz’de yan yana yaşayan insanoğlu ellerinde silahları ilerideki adadan, ya da kara parçasından gelecek saldırıyı bekleyerek, senelerce savaşın eşiğinde yaşamışlar. Bazılarında halk yönetime karşı ayaklanmış. Daha nice örnekler oluşmuş… Sonuçta ülkelerin yönetimleri, içten ve dıştan gelecek saldırılara karşı kendilerini korumak için silahlanmışlar. Ordular beslemişler. Kazançlarını tabanca alımına yönlendirmişler. Satıcılar “Daha iyi silah” satmak istedikçe, gözü dönen yöneticiler de “Daha iyi silah, daha güçlü iktidar” diyerek silahların kölesi olmuşlar…

Dünyamız barut kokusuyla, akan kanlarla kirlenirken, tabanca satıcıları kazançlarını çoğaltıp ellerini ovuşturmuşlar. Zenginlikleri dillere destan olmuş… Başka ülkelerde yaşayanlar da onlar şeklinde varlıklı olmak isteyince, onlar şeklinde tabanca yapmak, ya da uyuşturucu satmak yolunu seçmişler. Onların da amacı kısa sürede, yükselen ceset tepelerin sırtından para kazanmakmış… Amaçları aynı fakat, şekilleri ayrı olan bu ülkelerin bazılarında baskı yönetimi, silahların gölgesinde gelişiyormuş… Silahların tetiklerine dokunanlar, yüksek bedelli silahları almak isterken fakirleşmişler… Gelirleri azalmış… Zavallı ülkelerin “Uyanıp savaşmaktan vazgeçmelerini engellemek” için Yırtıcı Batıda yaşayanlar, kirli emellerini gizlemek istemişler. Dış görünüşün hak ve hukuk ilkelerine saygılı bulunduğunu göstermek için ülkelerindeki yolsuzlukları bulup, Dünyaya sunmuşlar. Yalnız kendi devletlerinde bu oyunu oynamanın çok da fazla inandırıcı olamayacağını düşünerek, başka ülkelerde de benzeri kurgular yapmışlar… “Dürüst olmak” şeklinde garip bir görüntü sergiler olmuşlar… Parası azalan ülkelere borç vermişler…

O seneler, fazlaca eskiden yaşanmış seneler, bugün bizim yaşadığımız Dünyaya benzemiyormuş. O zamanlar insanoğlu; Kulaktan dolma bilgilerle, saptırılmış görüşlerle yetiniyor, kendilerine anlatılana inanıyormuş… Bundan dolayı insanların birbirlerinden informasyon gizlemesi fazlaca kolaymış. Bilgisiz insanları, yanlış yönlendirmek, onların düşüncelerini karartmak, yaşamlarını sıkıntılara boğmak kolaymış… Kısacası insanları kandırmak için emek harcamak gerekmezmiş… Bigün eski Dünyanın aydın insanları, yırtıcı batıdan meydana gelen ayrımcılığı görebilmişler.

“Biz de onlara kendi silahlarıyla saldıralım” diyerek kolları sıvamışlar. Onları birbirine düşürmek için sabırla beklemişler. Bigün, o ülkedeki yönetim biçimine bakılırsa başkanlık seçimi yapılacakken “Tam zamanı” diyerek harekete geçmişler… Başkanlık seçiminde, halkın önüne çıkarılan adaylardan birinin, külahlı saldırganlara benzeyen, insan öldürmeyi zevk edinen geçmişi varmış. Diğeri de bir bayanmış. Aydın insanoğlu; “Bayandan başkan olmaz. İnsan öldürmeyi seven başkan olunca ülkeyi kana bular” şeklinde sözlerle Yırtıcı Batıdaki halkın aklını çelmişler.

Halk kimi seçeceğini bilememiş. Kararsız kalmış. Başka ülkelerdekine benzeyen karışık bir ortam oluşmuş. Seçim günü oy farkı fazlaca azca olmuş. Ya geçersiz oylar?… Onlar seçim sonucunu etkileyen oylardan daha çokmuş. Halk hala yönetim biçiminin hakça bulunduğunu düşünüp, mahkemelere atak etmiş. Fakat, netice alınamamış. Hatta seçimlerin dürüstlüğüne gölge düşmüş. Eski Dünyanın aydınları gülümseyerek: “Öyle olmaz, bizim gibi silahlanıp, gücünüzü gösterin. Karşıtlarınızı öldürün.” diye halka akıl vermişler… O günden sonrasında yırtıcı batıda yaşayanlar, başka ülkelere tabanca satmaz olmuşlar. Eski Dünyanın insanları da silahları olmayınca, savaşmaz olmuşlar. Aralarındaki çekişmelerin tümü son bulmuş. Ya silahlara ne olmuş? Yırtıcı Batı, silahları kendi içinde kullanmış. Bu silahlarla “Karşıt Görüşlü” cemiyet katmanları birbirini kırdırmışlar…


What's Your Reaction?

Sevimli Sevimli
0
Sevimli
Hatalı Hatalı
1
Hatalı
Zekice Zekice
0
Zekice
Süper! Süper!
0
Süper!
Oyhşş Oyhşş
0
Oyhşş
Aman Tanrım! Aman Tanrım!
1
Aman Tanrım!
Hıh Hıh
0
Hıh
Şaşırdım Şaşırdım
0
Şaşırdım

Comments 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ava Giden Avlanır Hikayesini Oku

Choose A Format
Story
Formatted Text with Embeds and Visuals