Parmak Kız Hikayesini Oku

Parmak Kız Masalını okumaktasınız.


Bir zamanlar, küçüklere oldukca düşkün bir karı varmış. Evlatları bu kadar oldukca sevilmiş olduğu halde, bir türlü evladı olmuyormuş. Bigün yaşlanmış bir büyücüye gidip, ona bir çocuk sahibi olup olamayacağını sormuş.

Büyücü; ‘Buna üzülme, çaresi var. Al sana bir arpa tanesi. Bu arpayı, ne köylü tarlasına eker, ne de tavuklar yer. Verdiğim arpayı evinde bir saksıya ek, sonra da bekle, ne olacağını görürsün.’ demiş. Hanım teşekkür ederek, büyücünün bu iyiliği karşısında, ona birazcık para vermiş. Sonrasında, doğruca evine giderek, arpa tanesini saksıya ekmiş.

Sabırla saksının başlangıcında beklemeye başlamış. Oldukca geçmeden saksıda, laleye benzeyen, iri bir çiçek açmış. Lalenin taç yaprakları, sanki olgunlaşmamış şeklinde sımsıkı kapalı duruyormuş. Saksıdaki bu çiçeği, fanatik fanatik seyreden hanım, dayanamayıp öpüp koklamaya başlamış. O an içinden, ne güzel çiçek diye düşünmüş. Hanım bu şekilde düşünür düşünmez, ansızın çiçeğin yaprakları açılıvermiş. Bu, kadının hayatında görmüş olduğu en güzel ve büyük laleymiş. Lalenin çanağının bir köşesine büzülüp oturmuş parmak uzunlukta bir çocuk varmış. Evladı görünce, hanım derhal adını “” koymuş.

Hanım, parmak kızın beşiğini cilalı ceviz kabuğundan, yatağını menekşe yaprağından, yorganını da gül yaprağından yapmış. Parmak kız, yeni hayatına kolayca alışmış. Geceleri kendisi için meydana getirilen yatakta uyur, gündüzleri masanın üstünde oynarmış. Hanım masanın üstüne içi su dolu, çevresinde çiçek süsleri olan tabağını koyarmış. Parmak kız da suya bir lale yaprağı atarak üzerine oturur, iki beyaz at kılını, kürek şeklinde kullanıp tabağın bir başından bir başına geçermiş. Onun bu hali, göze o denli hoş görünürmüş ki, seyrine doyum olmazmış. Üstelik parmak kız o denli içten, süper ötesi şarkı söylermiş ki, böylesi bugüne dek ne duyulmuş, ne de işitilmiş…

Bir gece, parmak kız beşiğinde mışıl mışıl uyurken, pencerenin kırığından içeriye çirkin bir kurbağa girmiş. Bu patlak gözlü çirkin hayvan, ufak kızın uyuduğu masaya sıçramış. Minik kızın yorganın altında mışıl mışıl uyuduğunu görünce; — Ne kadar güzel bir kız, oğluma oldukca güzel bir eş olur, diyerek, parmak kızın uyuduğu ceviz kabuğundan beşiği kaptığı şeklinde, girmiş olduğu yerden bahçeye çıkmış. Evin yakınında, bataklık bir arsanın yanında geniş bir dere akmaktaymış. Çirkin kurbağa ile oğlunun evleri, bu bataklıktaymış. Çirkin kurbağanın oğlu da kendisi şeklinde kirli ve çirkinmiş. Babasının getirmiş olduğu ceviz kabuğundaki ufak güzel kızı görünce; “Viraaaak… Viraaaak….” diye bir feryat atmış. Baba kurbağa;

— Devasa yükseklikte sesle konuşuyorsun, şimdi uyandıracaksın. Kuğu tüyü şeklinde hafifçe, uyanırsa korkudan uçup gidiverir sonrasında, demiş. Baba ile oğul kurbağa, parmak kıza duracak bir yer halletmeye karar vermişler. Ayrıca baba kurbağanın aklına oldukca güzel bir düşünce gelmiş; ‘Derede yetişen nilüfer yapraklarından birisinin içine oturtalım. Orada bir adadaymış gibi olur ve kaçamaz. Biz de bu arada, bataklığın dibindeki büyük odayı güzelce derler, toplarız. Sizin yatak odanız olur.’ demiş Derenin ortasında hakkaten de, suyun üstünde açılmış nilüferler ile yeşil yassı yaprakların yüzmüş olduğu görülmekteymiş. Ötelerde oldukca iri bir yaprak varmış. Baba kurbağa, parmak kızı alarak o yaprağa doğru gitmiş. Parmak kızı, ceviz kabuğundan beşiği ile beraber oraya bırakmış. Sabah, güneşin ilk ışıklarıyla beraber parmak kız da uyanmış. Ilkin nerede bulunduğunu anlayamamış.

Zavallı parmak kız bir an sonrasında nerede, iyi mi bir yerde bulunduğunu görmüş. Üstünde durduğu koca yaprağın etrafının su ile çevrili bulunduğunu anlayıp, yere inemeyeceğini düşününce ağlamaya başlamış. O anda yaşlanmış kurbağa da, bataklığın dibindeki odayı oğlu ile parmak kıza hazırlamak için uğraşıyor, renkleri sararmış su bitkilerinin yapraklarıyla süpürüyormuş. Amacı, güzel geline layık bir oda hazırlamakmış. İşini bitirdikten sonrasında çirkin oğluyla birlikte ufak kızın yatağını alıp, gelin odasını hazırlamak için işe koyulmuşlar. Baba kurbağa ve oğlu, parmak kızı almak için yanına gittiklerinde, suya dalıp çıkmışlar. Baba kurbağa;

‘Güzel kız, işte kocan olacak oğlum bu. Bataklığın dibinde size eşsiz bir ev hazırlıyorum.’ demiş. Çirkin oğlanın ağzından, “Vıraaak, vıraaak” diye devamlı aynı ses çıkıyormuş. Baba ile oğul, kızın yatmış olduğu ceviz kabuğundan, zarif yatağı almış, kızın yatağın üstünde yalnız bırakıp, yüzerek evlerine dönmüşler.

Parmak kız, baba kurbağa kadar çirkin bir yaratığın yanında oturacağını, bir de onun oğluna eş olacağını düşündükçe, bakış açısından seller şeklinde yaşlar akıyormuş. O sırada derede yüzen kırmızı balıklar, yaşlanmış kurbağanın söylediklerini duymuş, Parmak kızı görünce süper ötesi bulmuşlar ki, çirkin bir bataklık kurbağasının bu kadar güzel bir kızı alıp, onu üzmesine gönülleri razı olmamış. Hep birlikte, kızı kurtarmak için çalışmaya başlamışlar. Ilkin, kızın üstünde oturmuş olduğu yaprağın etrafına toplanıp, iyice dişleyerek yaprağı koparmışlar. Böylece özgür kalan yaprak, akıntıya kapılarak çirkin baba oğul kurbağalarının yetişemeyecekleri kadar uzaklara sürüklenmiş.

Parmak kız, bu şekilde yeşil yaprağın üstünde yol alırken, onu gören kuşlar; ‘Oh! Ne kadar güzel ve nazlı kız!’ diye öterek, hayranlıklarını gizleyemiyorlarmış. Akıntı ile durmadan yol alan parmak kız, oldukca geçmeden ülkesinin sınırlarını geçmiş. . Bu seyahat esnasında, parmak kıza güzel bir beyaz kelebek arkadaşlık etmiş. O da yaprağın üstüne konmuş, tarafındaki beyaz kelebekle beraber üstelik kurbağaların kendisine yetişemeyeceklerinden dolayı parmak kız oldukca mutluymuş. Sular güneşin gönderilmiş olduğu ışınlarla saf altınlar şeklinde parıldıyor, parmak kız bu güzellikleri seyretmeye doyamıyormuş. Daha süratli yol alabilmek için, kemerinin bir ucunu kelebeğe, bir ucunu da yaprağa bağlamış.

Kelebeğin gücüyle şimdi daha süratli yol alıyorlarmış. Onlar, bu şekilde son hızla yol alırken, oradan geçmekte olan büyükçe bir mayıs böceği, parmak kızı görmüş. Minik vücudunu ayakları ile sararak, beraber uçup bir ağaca konmuş. Yeşil yapraklar ise, kelebekle beraber akıntıya kapılıp gitmiş. Aniden kendisini ufak vir ağacın üstünde gören parmak kız, büyük bir korkuya tutulmuş. Fakat onu en fazla üzen, beyaz kelebek olmuş. Zira ufak, beyaz kelebeği, kemeri ile yaprağa bağlamıştı. Kelebek bu yüzden, açlıktan ölebilir, sulara boğulabilirdi. Mayıs böceği ise parmak kızın derdini sormak şu şekilde dursun, onu ağacın en iri yaprağına oturttuktan sonrasında, ağaçtaki çiçek suları ile karnını doyurup başının çaresine bakmasını söylemiş. Sonrasında da parmak kızın gönlünü almak için;

‘Her ne kadar mayıs böcekleri gibi güzel değilsen de, pek çirkin de sayılmazsın.’ demiş. O ağaçta oturan öteki mayıs böcekleri birazcık sonrasında, parmak kızı görmek için misafirliğe gelmişler. Dişi mayıs böcekleri, parmak kıza yüksekten bakıp küçümseyen bir sesle; ‘Ne kadar gülünç bir yaratık, yalnızca iki bacağı var.’ diyerek gülmeye başlamışlar. Öteki mayıs böcekleri konuşmayı sürdürmüşler; ‘Ne kadar da cılız öyle, kanatları bile yok.’ Daha başkaları;

‘Ay, ne kadar çirkin, yüzüne bakılır gibi değil.’ demişler. Çoğumuz biliyoruz ki, parmak kız, onların söyledikleri şeklinde çirkin değil, aksine seyrine doyum olacak kadar güzelmiş. Onu kaçıran ve ilk bakışta güzel gören mayıs böceği de diğerlerinin söylediklerine inanmaya başlamış. Bu yüzden parmak kızı daha çok yanında alıkoymak istememiş. Parmak kıza, gönlünün dilediği yere girmekte özgür bulunduğunu söylemiş. Mayıs böcekleri, onu alıp bir papatyaya oturtmuşlar. Oldukca güzel olmasına rağmen, kendisini çirkin gören mayıs böceklerine içerleyen parmak kız, ağlamaya başlamış.

Parmak kız, o yaz tek başına yaşamış. Açlığını ve susuzluğunun çiçeklerin öz sularını içerek gidermeye çalışmış. Parmak kız, yaz ve güz mevsimlerini bu şekilde geçirmiş. Kış olunca, ona şarkıları birlikte rol alan kuşlar bile tek tek gitmeye, ağaçlar yapraklarını dökmeye başlamış. Altında barındığı yapraklar bile sararıp kurumuşlar. Parmak kızın giysileri de zaman içinde eskiyip lime lime olduğundan, soğuktan etkileniyormuş. Kış mevsimi iyice bastırınca, lapa lapa kar yağmaya başlamış. Her kar tanesi onun ufacık vücudunu bir kürek toprak şeklinde örtüyormuş. Üşümemek için kuru yapraklara sarınmış fakat yapraklar onu battaniye şeklinde ısıtamadığından tir tir titriyormuş.

Parmak kızın sığındığı ormanın yakınında sürülmüş, büyükçe bir tarla varmış. Tarlanın üstü samanla örtülüymüş. Parmak kız oraya gidebilmek için, ormanı bir baştan bir başa kat etmek zorundaymış. Tüm enerjisini sarf etmiş ve son bir gayretle tarlaya ulaşmış. Samanların altında bir tarla faresinin yuvasını bulmayı başarmış. Tarla faresinin yuvası tıka basa yiyeceklerle dolu, dayalı döşeli yatak odası, mutfağı ve kileri ile oldukca rahat bir yuvaymış. Farenin de hazzı pek yerindeymiş. Açlıktan ve soğuktan ölmek suretiyle olan parmak kız, bir lokma yiyecek bulma ümidiyle, evin kapısını bir dilenci şeklinde çalıp, bir arpa tanesi rica etmiş. Bu yuvada yaşayan dişi tarla faresi, aslına bakarsak oldukca iyi yürekliymiş. Dilenci olmadığını anladığından, parmak kıza;

‘İçeriye gir bakalım, sıcacık bir odam ve pek çok yiyeceğim var. Benimle birlikte karnını doyurursun.’ diyerek onu yuvasına çağrı etmiş. Parmak kızı oldukca beğenmiş olduğu için ona, kendisine her gün bir masal anlatması şartı ile kışı beraber geçirmeyi teklif etmiş. Parmak kız, bu teklifi ve şartları memnuniyetle kabul etmiş. Aradan birkaç gün geçtikten sonrasında tarla faresi, parmak kıza şunları söylemiş;

— Bugün konuğumuz gelecek. Komşum, haftada bir kere gelmeyi tane edinmiştir. Onun hali vakti benden daha iyidir. Evi oldukca geniş ve salonu mobilyalıdır. Üstelik sırtında siyah kadife kürkü var. Eğer onun yanına gidebilsen oldukca rahat edersin fakat o burnunun ucunu bile göremez. Bildiğin en güzel masalları anlatıp, onu yaşam boyu oyalaman gerekecek. Tarla faresinin komşum söylediği köstebekten başkası değilmiş. Parmak kız, bu şekilde birisinin yanında yaşamaya niyetli değilmiş. Birazcık sonrasında, sırtında kadife kürkü ile köstebek gelmiş. Tarla faresinin anlattığına bakılırsa, oldukca zenginmiş. Evi, tarla faresinin yirmi katı kadarmış. Köstebek çiçekleri ve güneşi asla görmemiş fakat gene de seviyormuş. Parmak kız, evlerine gelen konuğu ağırlamak için müzikle uğraşmaya başlamış. .

Parmak kızın söylediği şarkılar “Uç böceğim uç” ile “Papaz tarlaya gelince” imiş. Parmak kızın sesini ve şarkılarını oldukca beğenen köstebek, şefkatle kızın üstüne doğru atılmış fakat parmak kız oldukca sessiz olduğundan ağzını açıp bir şey söylememiş. Köstebek, birazcık ilkin kendi evi ile fareninki içinde bir yeraltı koridoru yaparak buraya geldiğini anlatmış. Komşusu fareye ve yabancı kıza isterlerse orada gezinebileceklerini söylemiş ve “Tabii geçitteki bir kuş ölüsüne aldırmazsanız.” diye de eklemiş. Koridordaki kuş öleli aslına bakarsak oldukca olmamış. Buraya da, köstebek koridoru kazmış olduğu sıralarda düşmüş şeklinde duruyormuş.

Köstebek, dişlerinin arasına, karanlıkta parlayan ve etrafa ışık saçarak aydınlatan bir çöp almış ve koridor süresince hanımlara yol göstermiş. Koridora ölü kuşun yanına yaklaştığında, toprağı burnuyla eşeleyerek ışığın aydınlatabileceği bir delik açmış. İşte o süre, yerde yatan bir kırlangıç görmüşler. Kanatları yanına düşmüş, başı ve ayakları tüylerinin arasına sokulmuş, zavallıcık herhalde soğuktan ölmüş. Ormanda çevresinde uçuşup cıvıl cıvıl ötüşen kuşlara karşı, gönlünde sonsuz bir sevgi bulunan parmak kız, görmüş olduğu bu görünüm karşısında oldukca üzülmüş. Fakat köstebek, kırlangıcı ayağı ile iterek; ‘Artık ötmüyor. Dünyada kuş doğmak gibi bir felaket var mı? Allah’a oldukca şükür çocuklarımdan hiçbirinin başına bu şekilde bir dert gelmedi. Varı yoğu ötüşünden ibaret bir kuş sav zamanda yoksulluğa düşer, kış ulaşınca de ölür.’ demiş. Tarla faresi; ‘Evet, komşucuğum, pek zekice konuştunuz. “Kiviit” diye ötmek neye yarar? Sadece yoksulluk içinde ölmek için birebirdir. Gene de öttükleri için tavus kuşu şeklinde kurulanlar bile var.’ demiş.

Parmak kız, bu konuşmalara katılmamış. Fakat sırtları kuşa doğru döndüğünde, kırlangıcın başındaki tüyleri kaldırıp bir öpücük kondurmuş. İçinden de; ‘Belki bu da, yaz aylarında benim için neşeli neşeli ötenlerden biridir. Şayet öyleyse ona ne sevinçler, ne mutluluklar borçluyum.’ demiş. Köstebek, ışığın girmesi için açmış olduğu deliği tıkadıktan sonrasında, hanımları evlerine kadar uğurlamış fakat gece parmak kız uyuyamamış. Kalkmış, saman çöplerinden bir hasır örmüş ve koridora gidip kırlangıcın üstüne örtmüş. Toprağın soğuğundan koruyabilmek için de ek olarak, farenin evinde bulmuş olduğu pamuklarla iyice sarmış; ‘Allah’a ısmarladık, şirin ufak kuşcağız. Ağaçlar yaprakla örtülüyken, güneş bizi ısıtırken, yaz süresince neşeli şarkılarını dinledim.’ demiş. Sonrasında da başını kuşun göğsüne dayamış fakat korku ile doğrulması bir olmuş. Oldukca heyecanlanan parmak kız, ilkin ürkmüş. Kendisi, bir başparmak büyüklüğünde olduğundan, kuş yanında dev şeklinde duruyormuş. Gene de gayretle kırlangıcın iki tarafındaki pamukları iyice sarmış, yorgan olarak kullandığı nane yaprağını da getirip kırlangıcın başına koymuş. Ertesi gece, parmak kız sürünerek kırlangıca bakmaya gitmiş ve onu hayatta bulmuş.

Zavallı kırlangıç oldukca bitkin ve hasta olduğundan, ufak kıza bakmak için gözlerini zorlukla aralayabilmiş. Koridor oldukca karanlık olduğundan parmak pız, elinde ışıltılı bir çöp tutmaktaymış. Hasta kırlangıç; ‘Sana nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum, küçüğüm. Beni öyle ısıttın ki, yakında hiçbir eyim kalmayacak. Tamamen iyileştiğim zaman ben de güneşi çok olan ülkelere gideceğim.’ demiş.

Parmak kız, kırlangıcın başını okşamış ve ‘Dışarısı oldukca soğuk. O denli oldukca kar var ki, her taraf buz tutmuş. Sıcacık yatağında yatıp bir an ilkin iyileşmelisin. Senin için elimden geleni yapacağım, demiş. Parmak kız bu tarz şeyleri söyledikten sonrasında, çiçek yaprağıyla su getirip kırlangıca içirmiş. Sonrasında da onun kanadını bir çalıya çarparak iyi mi yaralandığını dinlemiş. Bu yüzden kırlangıç, arkadaşları kadar süratli uçamamış. Sıcak ülkelere doğru süre kaybetmeden yollarına devam ederlerken o, daha çok dayanamamış, bitkinlikten ve halsizlikten yere düşmüş. Kendinden geçmiş. Iyi mi olup da buralara geldiğini hatırlayamıyormuş. Zavallı kırlangıç, tüm kış mevsimini orada geçirmiş.

Parmak kız, tarla faresi ile köstebeğe sezdirmeden kırlangıca yardım ediyormuş. Zira onların, bazı nedenlerle bu yardımları engellemelerinden korkuyormuş. Yavaş yavaş güneş toprağı ısıtmaya, ilkbahar tüm güzelliğiyle kendini göstermeye başlamış. Kırlangıç, artık parmak kıza veda etme dönemin geldiğini biliyormuş. Ondan, köstebeğin açıp kapattığı deliği tekrardan açmasını istemiş. Sırtına binip, yakındaki ormana gelip gelmeyeceğini sormuş. Oradan ayrılmasının arkadaşı tarla faresini oldukca üzeceğini bilen parmak kız; ‘Seninle gelebilmeyi oldukca arzu ederdim, fakat olmaz.’ diye yanıt vermiş. Kırlangıç, güneşli bölgelere doğru uçarken;

‘O halde, hoşça kal benim nazlı, küçük çocuğum. Senin yaptıklarını asla unutmayacağım. Allaha ısmarladık!’ demiş. Parmak kız, gözleri yaşlarla dolu, kırlangıcın gidişini izliyormuş. Bu ayrılığa iyi mi dayanacağını düşünmeye başlamış zira kırlangıca yürekten bağlanmış. Kırlangıç son bir kere; “Kiviit! Kiviiit!” diye öterek gözden kaybolmuş. Parmak kızın derdi, yaz mevsimin gelmesiyle beraber artmaya başlamış. Güneşe çıkıp ısınması imkânsızlaşmış. Tarla faresinin evinin üstündeki buğdaylar büyümüş, parmak boyundaki bir kız için, geçilmesi zor bir orman haline gelmiş. Tarla faresi;

—Artık yaz geldi. O can bunaltıcı, kadife kürklü köstebek, kesinlikle seninle evlenmek istediğine nazaran, çeyizini hazırlamalısın. Sonrasında en güzel çeyizler gerek. Köstebek karısının nerede ise asla eksiği olmamalı. Tarla faresi, bu amaçla dört çıkrık kiralamış. Parmak kız iplik eğiriyor, gece gündüz demeden çalışıyormuş. Durmaksızın kumaş dokusunlar diye gündelikle dört tane örümcek tutmuş. Köstebek, derhal her akşam misafirliğe geldikçe, toprağı ısıtıp, dayanılmaz hale getiren güneşi kötülemekteymiş.

Bu yüzden düğün mevsim sonuna kalmış. Düğün günü yaklaştıkça, parmak kız her gün, güneşin doğuşu ve batışında kapıya çıkıp, rüzgârda sallanan buğday başaklarının arasından, gökyüzünün mavisini, tabiatın güzelliklerini seyredip, sevgili kırlangıcını düşünüyormuş. Fakat kırlangıç, uzaklara gittiğinden bir ihtimal asla dönmeyeceğini düşünerek üzülüyormuş. Güz yaklaşırken, parmak kızın çeyizi tamamlanmış. İhtiyar fare;

‘Dört hafta sonra düğün yapılacak.’ Demiş fakat parmak kız ağlayarak, çirkin köstebekle evlenmek istemediğini söylemiş. Fare; ‘Yoo… Yoo… İnatçılık yok, rica ediyorum senden. Yoksa beyaz dişlerimin tadını tadarsın haa… Üstelik böyle yakışıklı bir erkekle evlendiğin için ne mutlu sana. Kürkün böylesi krallarda bile yoktur, mutfağının kileri tıklım tıklım dolu. Karşına böyle kısmet çıktığı için sevinmelisin.’ demiş. Düğün günü gelip çatmış. Köstebek, . Parmak kız’ı toprağın oldukca derinliklerindeki evine götürmek suretiyle gelmiş. Köstebek güneşi sevmediği için, artık o da tekrar güneşin parlak ışıklarının girmeyeceğini düşünüyormuş. Tarla faresinin evinde asla eğer olmazsa, gidip kapıdan dışarıya bakabiliyormuş.

Parmak kız, ufak kollarını kaldırarak; ‘Allah’a ısmarladık güneş! Tanrı’a ısmarladık. Senin ışıklarının girmediği bu iç karartıcı yerde yaşamaya mahkûmum artık ben.’ diye seslenmiş. Tarladaki buğdaylar biçilmiş, yerde yalnızca samanlar kalmış. Bu yüzden, parmak kız farenin evinin önünde birkaç adım ilerlemiş. Kırmızı bir çiçeği elini değdirmiş. Ona dönerek: – Tanrı’a ısmarladık. Eğer, benim kırlangıç dostumu görürsen, selamımı söyle, demiş. . Tam içeriye gireceği anda, başının üstünde, “ Kiviiit!.. Kiviiit!” diye bir ses duymuş. Başını kaldırıp da baktığında, oldukca sevilmiş olduğu kırlangıcını görmüş. Kırlangıç da kızı görmüş olduğu için oldukca sevinçliymiş.

Parmak kız, kırlangıca, köstebekle zorla evlendirileceğini, güneş girmeyen bir yeraltı evinde oturmaya mahkûm olacağını anlatmış. Bu tarz şeyleri anlatırken de gözlerinden yağmur şeklinde yaşlar dökülüyormuş. Tüm bu tarz şeyleri dinleyen kırlangıç:

— Artık kış yaklaşıyor, sıcak ülkelere gitmeye hazırlanıyoruz. Beraber gelmek ister misin? Seni bir kuşakla sırtıma iyice bağlarım. Birbirimizden asla ayrılmayız. Uzaklara, çirkin köstebekle güneş girmeyen karanlık evinden oldukca uzaklara kaçarız. Böylece güneşin her gün görüldüğü, göz kamaştırıcı çiçeklerin açmış olduğu sıcak ülkelere varmak için beraber dağlar aşarız, gel, ne olursun. Seni hal böyle olunca bırakamam. Ben yerde yarı donmuş, baygın yatarken beni ölümden kurtardın, sevgili ufak, benimle gel. Parmak Kız:

— Seninle normal olarak gelirim, demiş: En sağlam tüylerden birine kuşağına bağlamış. Böylece kırlangıçla parmak kız ormanların, denizlerin, karla örtülü dağların üstünden uçup gitmişler. Bu şekilde rüzgâra ve soğuğa alışkın olmayan Parmak kız, kırlangıcın tüyleri arasına iyice büzülmüş. Yalnızca aşağıdaki seyrine doyum olmaz güzellikleri seyredebilmek amacıyla başını çıkartıyormuş. Sonrasında iki dost, sıcak ülkelere gelmişler. Buralar o şekilde güzel yerlermiş ki, sanki güneşi daha parlak, sema pırıl pırılmış. Bahçelerde, bağ ve kayalıklarda sarılı, kırmızı güzel asmalar kendiliğinden yetişiyor, ormandaki ağaçlardan limonlar, elmalar sarkıyormuş.

Kim bilir dünyanın en güzel evlatları yollarda, kırlarda bin bir renkli kelebeklerle oynuyorlarmış. Kırlangıç yol aldıkça, görmüş olduğu bu güzelliklere, yeni güzellikler ekleniyormuş. Etrafı yemyeşil ağaçlarla çevrili, mavi bir gölün ortasında, bembeyaz mermerden bir saray görünmüş. Bu sarayın uzun sütunlarına asmalar sarılmış. İşte bu sütunların tepesinde birçok kırlangıç yuvası varmış. Doğal parmak kızı taşıyan kırlangıcındaki de oradaymış. Kırlangıç: — İşte evime geldik. Fakat beraber kalmamız yakışık almaz. Aslına bakarsan seni ağırlamak durumunda değilim. Sen en güzel çiçeklerden birini seç. Seni orada rahat ettirebilmek için elimden geleni halletmeye çalışacağım, demiş. Parmak kız ellerini çırparak:

— Oldukca güzel ne mutlu bana! diye yanıt vermiş. Aşağıda, büyük bir mermer sütun üçe bölünmüş halde, yere uzanıyormuş. Aralarında oldukca güzel çiçekler varmış. Kırlangıç, parmak kızı yaprakların birisinin üstüne oturtmuş. Bu güzellikler içinde Parmak kız oldukca mutluymuş. Yaprağında oturmuş olduğu çiçeğin içine baktığında, birden şaşkınlıklar içinde kalakalmış. Çiçeğin içinde cam şeklinde pırıl pırıl, bembeyaz ve ufak bir adam oturuyormuş. Insanın boyu bir parmak kadarmış. Omuzlarında parlak kanatları, başlangıcında ise altın tacı varmış. Bu görkemli adam, o çiçeğin perisiymiş. Oradaki her çiçek, bir ufak erkekle hanıma saray olmuş. Kendisi de tüm bu ulusa hükmediyormuş.

Parmak kız, kırlangıcın kulağına eğilerek; ‘Aman, ne güzel.’ demiş. Koskoca, dev şeklinde kırlangıcı görünce, çiçekler kralı birazcık korkmuş. Fakat tarafındaki kıza gözü ilişince, hem korkudan sıyrılmış, hem de oldukca sevinmiş. Hayatında bu kadar güzel bir kıza ilk kez rastlıyormuş. Ilkin adını sormuş. Sonrasında da başındaki tacı çıkararak, parmak kızın başına koymuş. Arkasından da kendisiyle evlenmek istediğini söylemiş. Razı olursa, tüm çiçeklerin kraliçesi olacağını da sözlerine eklemeyi dikkatsizlik etmemiş. Karşısına çıkan bu şansın, ne kurbağanın oğluna, ne de siyah kadife kürklü köstebeğe benzediğini düşünen parmak kız, “Evet!” demekte, tereddüt etmemiş. Kral ve kraliçeye armağanlar vermek suretiyle, her çiçekten erkekli kadınlı seçkin bir kalabalık ortaya çıkmış. Verilen armağanların içinde, omzuna iliştirilen ve çiçekten uçmasına yarayan bir çift kanat kadar hoşuna giden olmamış.

Parmak kız bu şekilde ağırlanıyorken, kırlangıç da yuvasında olabildiğine hüzünlü ötüyormuş zira parmak kızı oldukca sevmiş ve ondan hiçbir süre ayrılmak istemiyormuş. İşte bundan dolayı oldukca üzgünmüş. Çiçekler kralı, Parmak Kız’a; ‘Bundan sonra senin adın Parmak Kız olmasın. Senin gibi güzel bir kıza yakışmayan, çirkin bir ad bu, bugünden sonra biz sana Maia diyeceğiz.’ demiş. Kırlangıç, üzüntü içinde uzaklara doğru uçarken; ‘Allah’a ısmarladık! Tanrı’a ısmarladık!’ diyormuş. Kırlangıç, gittiği ülkede, Parmak kızın masalını yazan yazarın penceresinin üstündeki yuvasına yerleşmiş. Yazarda dört gözle onun dönüşünü bekliyormuş. Kırlangıç, “Kiviiit!.. Kiviiit!” diyerek ona olan biteni anlatmış. Yazar, bu serüveni böylece öğrenmiş ve çocuklar okusun diye yazmış.

What's Your Reaction?

Sevimli Sevimli
0
Sevimli
Hatalı Hatalı
0
Hatalı
Zekice Zekice
0
Zekice
Süper! Süper!
0
Süper!
Oyhşş Oyhşş
1
Oyhşş
Aman Tanrım! Aman Tanrım!
0
Aman Tanrım!
Hıh Hıh
1
Hıh
Şaşırdım Şaşırdım
1
Şaşırdım

Comments 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Parmak Kız Hikayesini Oku

Choose A Format
Story
Formatted Text with Embeds and Visuals